Turizm
Turizm, çevre kirliliği, canlıların yaşam alanlarının bozulması ve biyolojik çeşitliliğin azalmasına neden olur.
Yeşil Kutu Nedir

“Sürdürülebilir Kalkınma” kavramı içeriği

“Sürdürülebilir Kalkınma” kavramı, “gelecek kuşakların kendi ihtiyaçlarını karşılayabilme olanağından ödün vermeksizin bugünün ihtiyaçlarını karşılayabilecek kalkınma” olarak tanımlanmaktadır. Bir başka deyişle, insanla doğa arasında denge kurarak doğal kaynakları sonuna kadar tüketmeden, gelecek nesillerin ihtiyaçlarının karşılanmasına imkan verecek şekilde bugünün ve geleceğin yaşamını ve kalkınmasını programlama anlamını taşımaktadır. Sosyal yapı, ekonomi ve çevre sürdürülebilir kalkınma yaklaşımının temel üç bileşenidir. Sürdürülebilir kalkınma yaklaşımı, bir ülkenin bütün ekonomik ve sosyal politikalarının çevresel politika ve stratejileriyle bütünleştirilmesi sayesinde ancak hayata geçebilecektir.

Sürdürülebilir kalkınmanın gelişimi

Doğal kaynaklar, ekonomik büyüme için bedelsiz bir mal...
Çevresel sorunlarıyla sosyal ve ekonomik sorunların kökeni ayrıdır...

TANIM-1
“Sürdürülebilir kalkınma, günümüzün ihtiyaçlarının gerektirdiği kalkınmanın, gelecek kuşakların gereksinmelerini karşılama kabiliyetlerini ortadan kaldırmayacak şekilde gerçekleşmesidir.”

Brundtland Raporu, II. Bölüm, sayfa 54
(Çevre ve Kalkınma üzerine Dünya Komisyonu, 1987)

TANIM-2
“Sürdürülebilir kalkınma, yaşam kalitesinin, çevredeki yaşamı destekleyici doğal sistemlerin taşıma kapasitesi içerisinde kalacak şekilde iyileştirilmesidir.” (World Conservation Union (IUCN), BM Çevre Programı (UNEP) ve World Wide Fund for Nature (WWF))

“Sürdürülebilir kalkınma” yaklaşımı sosyal, ekonomik ve çevresel kapsamda aşağıdaki hususları öne çıkarmaktadır:

  • Yaşam kalitesinin artışı; sadece gelir artışını değil her kişinin yaşam koşullarının iyileşmesini içerir,
  • Günümüzdeki insanların eşitliği; gelir düzeyi eşitliği, sağlık, bilgi vb. konularda erişim eşitliğini de içerir,
  • Nesiller arası eşitlik; gelecek nesillerin en az şu andaki çevresel koşullar kadar iyi koşullarda yaşamasını içerir,
  • İnsan refahının sosyal boyutları; hakkaniyet, fırsat eşitliği ve diğer sosyal boyutları içerir,
  • Kendi kendine yeterlilik; bir sistemin kendi kendini döndürmesini içerir,
  • Yaşamı destekleyici doğal sistemlerin korunması, iyileştirilmesi,
  • Taşıma kapasitesine uyulması; alınacak teknik önlemlerle doğal sistemlerin taşıma kapasitelerine uyulmasını içerir.

Temel olarak sürdürülebilir kalkınma:

  • Ekonomik açıdan dünya piyasalarıyla rekabet edebilen, insanların temel ihtiyaçlarının uygun şekilde karşılandığı, refah düzeyini yükseltici,
  • Toplumsal açıdan hakkaniyetçi, eşitlikçi; dezavantajlı grupları kapsayıcı ve yaşam kalitesini yükseltici,
  • Çevre ve doğal sistemler açısından önleyici/koruyucu/iyileştirici/destekleyici
  • olacak şekilde birbirini destekleyici ve bütünleyici; nesiller içi ve nesiller arasında dengeli olarak planlanması ve yönetilmesi süreci olarak görülmektedir.

    Sürdürülebilir kalkınma yaklaşımının sosyal, ekonomik ve çevresel boyutları içeren politikalarla hayata geçmesi için bu üç boyutun bir arada planlanması gerekmektedir. Günümüz dünyasında planlama süreçlerine bakıldığında sektörel, coğrafi, sosyal ve zamansal boyutların göz önünde bulundurulması gereklidir.

    Sektörel boyutta sürdürülebilir kalkınmanın hedeflerine ulaşabilmek için sürdürülebilir ulaştırma, sürdürülebilir arazi kullanımı, sürdürülebilir tarım, sürdürülebilir turizm vb. konularında uygulamaya geçilmesi gerekmektedir.

    Coğrafi boyutta küresel, bölgesel (uluslararası), ulusal, yerel ölçeklerde planlamalar yapılmasının yanında su havzaları, kıyı alanları, dağlık alanlar gibi küçük ölçekli uygulamalarda da sürdürülebilir kalkınma temellerinin göz önünde bulundurulması gerekmektedir.

    Sosyal boyutta sürdürülebilir kalkınmaya ulaşabilmek için kent, topluluk, iş dünyası, aile, birey, dezavantajlılar, kadınlar vb. toplum yapıları ve gruplar göz önünde bulundurularak yönetim planları yapılmalıdır.

    Zaman boyutu, uygulamaların izlenmesi, devamlılığı ve etkilerinin değerlendirilmesi süreçlerini içermektedir. Uygulamalar, nesiller arası boyutu, sosyal çevresel değişimleri karşılayabilmek amacıyla uzun vadeli planlamaları içermelidir.

Sürdürülebilir Kalkınma kavramının ortaya çıkışı

Bugün, insanlığın dünya üzerinde var olabilmesi için doğal kaynakların dengeli kullanılması zorunlu hale gelmiştir. Eskiden doğal kaynaklar, insanlar tarafından sınırsız oldukları varsayılarak kullanılmaktaydı. 1970’lerden sonra doğal kaynakların sınırsız olmadığı ve akılcı bir kullanım yöntemi belirlenmezse hızla tükenecekleri gerçeği dünya çapında tartışılmaya başlandı.

Bu farkındalıkla birlikte “sürdürülebilir kalkınma” yaklaşımının temelleri, 1987 yılında Birleşmiş Milletler Dünya Çevre ve Kalkınma Komisyonu’nun hazırladığı “Ortak Geleceğimiz” raporunda atıldı. "Bruntland Raporu" olarak da bilinen bu rapor ekonomik etkinliklerin hali hazırdaki hız ve nitelikte devamının, insanın dünya üzerindeki varlığı açısından "sürdürülemez" olduğunu tespit etmektedir.

“Sürdürülebilir kalkınma” kavramı, “gelecek kuşakların kendi ihtiyaçlarını karşılayabilme olanağından ödün vermeksizin bugünün ihtiyaçlarını karşılayabilecek kalkınma” olarak tanımlanıyor. Bir başka deyişle, insanla doğa arasında denge kurarak doğal kaynakları sonuna kadar tüketmeden, gelecek nesillerin ihtiyaçlarının karşılanmasına imkan verecek şekilde bugünün ve geleceğin yaşamını ve kalkınmasını programlama anlamını taşıyor. Sosyal yapı, ekonomi ve çevre sürdürülebilir kalkınma yaklaşımının üç temel bileşeni. Sürdürülebilir kalkınma yaklaşımı ancak, bir ülkenin bütün ekonomik ve sosyal politikalarının çevresel politika ve stratejileriyle bütünleştirilmesi sonucunda hayata geçirilebilir.

“Bruntland Raporu”, kalkınmanın yeni bir döneme girmesinin gerekliliğine vurgu yapar. Bunun içinse şu şekilde bir planlama önerir; gelecek nesillerin ihtiyaçlarının ve yeryüzündeki yaşam alanlarının insan etkinliklerini "taşıma" kapasitesinin göz ardı edilmediği, doğal kaynaklar üzerindeki baskının ve yoksulluğun azaltılması için yeni bir teknolojik ve toplumsal yapılanmanın hayata geçirildiği bir dönem.

Rapor, tüm bu değişimlerin hayata geçirilmesi adına değişim için küresel gündemin oluşturulması çağrısı yapmıştır.

1972'de Stockholm'de gerçekleştirilen "Birleşmiş Milletler İnsan Çevresi Konferansı"yla başlayan çevre sorunlarına küresel yanıtlar geliştirme çabaları, Bruntland Raporu'nu izleyen dönemlerde yeniden yapılanmaya başlamıştır.

Bu toplantılarla beraber dünyadaki sosyal, ekonomik ve çevresel yapıyı küresel ölçekte göz önünde bulunduran politikaların oluşturulması konusundaki tüm çabalara rağmen gelişmenin istenilen düzeyde olmadığı görülmüştür.

Gelinen noktada, bu eksikliği gidermek üzere, sürdürülebilirliğin fiilen hayata geçmesini sağlayacak yeni uygulama araçlarının ortaya konması bir zorunluluk olarak gündemin merkezine oturmuştur.

Rio De Janerio Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı (Yeryüzü Zirvesi) – Rio Konferansı

Bruntland Raporu’nu takiben 1992’de Rio De Janerio’da gerçekleştirilen “Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı”nda (Yeryüzü Zirvesi) sürdürülebilir kalkınma yaklaşımları ele alınmıştır. 1992 Rio Çevre ve Kalkınma Konferansı’nda Birleşmiş Milletler, hükümetlerin kalkınma üzerine yeniden düşünmesini ve doğal kaynakların tüketilmesinin ve kirliliğin önlenmesi için çözümler üretilmesini amaçlamıştır.

Konferansın, gerekli değişimin ancak alışkanlıkların ve davranışlarımızın değişmesiyle gerçekleşebileceği mesajı, dünyanın karşı karşıya kaldığı sorunun ciddiyetini yansıtmakta, yoksulluğun yanında gelişmiş ülkelerdeki aşırı tüketimin de çevre üzerinde olumsuz etkileri olduğunu vurgulamaktadır. Bu konferansta hükümetler;

  • Üretim biçimlerinin (özellikle katı atıklar ve zehirli maddelerin açığa çıkmasına neden olan üretim biçimlerinin) sistemli bir biçimde incelenmesi gereğini,
  • Küresel iklim değişikliğine yol açan fosil yakıtlar yerine geçecek alternatif enerji kaynaklarının aranması gereğini ve,
  • Araçlardan çıkan salımların, trafik yoğunluğunun ve hava kirliliğinden doğan sağlık sorunlarının azaltılması amacıyla toplu taşımaya ağırlık verilmesi gereğini kabul etmişlerdir.

Ayrıca giderek artan su kıtlığıyla ilgili endişeler dile getirilmiştir.

1992 Rio Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı hakkında ayrıntılı bilgi için;
http://www.gezegenimiz.com/riodektr.asp

Konferans sonucunda ortaya beş temel başlıkta metin çıkmıştır. “Gündem 21”le ticaret, tarım, çölleşme, kapasite artırımı ve teknoloji transferi gibi 100’ün üzerinde konuyu kapsayan eylem planları oluşturulmuştur. “Rio Çevre ve Kalkınma Bildirgesi”yle çevrenin kalkınmaya entegrasyonuyla ilgili olarak, “kirleten öder”, “kalkınmada çevresel önlemler”, “katılımcılık ve temkin” ilkeleri gibi 27 anahtar prensip ortaya konmuştur. “Orman Prensipleri Metni”yle dünya ormanlarının yönetimi, korunması ve sürdürülebilir gelişimi konusu ele alınmıştır. “Dünya İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi” sera gazlarının küresel iklim sistemini bozmayacak seviyelerde tutulması konusunda anlaşmaya varılmak üzere sunulmuştur. “Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi”yle dünyamızın genetik, tür ve ekosistem çeşitliliğinin korunması ve faydalardan eşit yararlanılması konusunda anlaşma sağlanmıştır.

 

Gündem 21 Hakkında

1992 Rio Çevre ve Kalkınma Konferansı’nda sürdürülebilir kalkınma, tüm insanlığın 21. yüzyıldaki ortak hedefi olarak benimsenmiştir. “Gündem 21”, çevre ve kalkınma stratejilerinin tüm alt başlıklarının irdelenmesi, bunların karşılıklı etkileşimlerinin incelenmesi ve sorgulanmasıyla birlikte “21. yüzyılın gündemi” olarak ortaya çıkmıştır. Sürdürülebilir kalkınma hedefine ulaşılmasına yönelik ilkeleri ve eylem alanlarını ortaya koyan “Gündem 21” Eylem Planı, zirvenin temel çıktısı olarak, BM üyesi ülkelerce kabul edilmiştir.

Gündem 21, kalkınma ve çevre arasında denge kurulmasını hedefleyen “sürdürülebilir gelişme” kavramının yaşama geçirilmesine yönelik, küresel uzlaşmanın ve politik taahhütlerin en üst düzeydeki ifadesi olan bir eylem planı olarak tasarlanmıştır.

Gündem 21, “İnsanlık, tarihsel bir dönüm noktasındadır” cümlesiyle açılmaktadır. Uluslar arasında ve ulusların kendi içerisindeki eşitsizliklere, giderek artan yoksulluğa, açlığa, hastalıklara ve cehalete, ekosistemlerdeki kötüleşmeye dikkat çekmektedir. Çıkış yolu olaraksa temel gereksinimlerin karşılanmasını, yaşam standartlarının iyileştirilmesini, ekosistemlerin daha iyi korunup ve yönetilmesini ve daha güvenli bir geleceğe giden yolun yapı taşlarının döşenmesini sağlayacak küresel ortaklık kavramını gündeme getirmektedir.

Gündem 21’in başarıyla uygulanmasından öncelikle ve esas olarak hükümetlerin sorumlu olacağı belirtilmektedir. Bu sürece, halkın ve hükümet-dışı kuruluşlarla diğer grupların etkin bir biçimde katılımının sağlanması gereği vurgulanmaktadır.

Gündem 21’in başlıkları şu şekildedir:

KISIM I: SOSYAL VE EKONOMİK BOYUTLAR
Bölüm 2: Gelişmekte olan ülkelerde sürdürülebilir gelişmenin hızlandırılması için uluslararası işbirliği
Bölüm 3: Yoksullukla mücadele
Bölüm 4: Tüketim alışkanlıklarının değiştirilmesi
Bölüm 5: Demografik dinamikler ve sürdürülebilirlik
Bölüm 6: İnsan sağlığının korunması ve kollanması
Bölüm 7: Sürdürülebilir insan yerleşimlerinin gelişiminin desteklenmesi
Bölüm 8: Karar alma sürecinde çevre ve kalkınmanın bütünleştirilmesi
KISIM II: KALKINMA İÇİN KAYNAKLARIN KORUNMASI VE YÖNETİMİ
Bölüm 9: Atmosferin korunması
Bölüm 10: Toprak kaynaklarının planlanması ve yönetimine bütünleşik yaklaşım
Bölüm 11: Ormansızlaşmayla mücadele
Bölüm 12: Hassas ekosistemlerin yönetimi: çölleşme ve kuraklıkla mücadele
Bölüm 13: Hassas ekosistemlerin yönetimi: dağların sürdürülebilir gelişmesi
Bölüm 14: Sürdürülebilir tarımın ve kırsal kalkınmanın desteklenmesi
Bölüm 15: Biyolojik çeşitliliğin korunması
Bölüm 16: Biyoteknolojinin çevresel açıdan sağlıklı bir şekilde yönetimi
Bölüm 17: Okyanusların, kapalı ve yarı-kapalı denizler de dahil olmak üzere her türlü denizin ve kıyı alanların korunması ve bunların canlı kaynaklarının korunması, rasyonel kullanımı ve geliştirilmesi
Bölüm 18: Tatlısu kaynaklarının temini ve kalitesinin korunması: su kaynaklarının geliştirilmesi, yönetimi ve kullanımında bütünleşik yaklaşımların uygulanması
Bölüm 19: Zehirli ve tehlikeli ürünlerin yasadışı uluslararası dolaşımı dahil olmak üzere, zehirli kimyasal maddelerin çevresel açıdan sağlıklı bir şekilde yönetimi
Bölüm 20: Tehlikeli atıkların yasadışı uluslararası dolaşımı dahil olmak üzere, tehlikeli atıkların çevresel açıdan sağlıklı bir şekilde yönetimi
Bölüm 21: Katı atıkların ve atıksuların çevresel açıdan sağlıklı bir şekilde yönetimi
Bölüm 22: Radyoaktif atıkların güvenli ve çevresel açıdan sağlıklı bir şekilde yönetimi
KISIM III: TEMEL GRUPLARIN ROLLERİNİN GELİŞTİRİLMESİ
Bölüm 23: Başlangıç
Bölüm 24: Sürdürülebilir ve hakkaniyetli gelişme yönünde kadınlar için küresel eylem
Bölüm 25: Sürdürülebilir gelişmede çocuklar ve gençlik
Bölüm 26: Yerli halkların ve toplulukların rollerinin tanınması ve güçlendirilmesi
Bölüm 27: Hükümet-dışı kuruluşların rolünün güçlendirilmesi
Bölüm 28: Gündem 21’in desteklenmesinde yerel yönetimlerin girişimleri
Bölüm 29: İşçilerin ve işçi sendikalarının rolünün güçlendirilmesi
Bölüm 30: İş çevrelerinin ve sanayinin rolünün güçlendirilmesi
Bölüm 31: Bilimsel ve teknolojik topluluk
Bölüm 32: Çiftçilerin rolünün güçlendirilmesi
KISIM IV: UYGULAMA ARAÇLARI
Bölüm 33: Mali kaynaklar ve mekanizmalar
Bölüm 34: Çevresel açıdan sağlıklı teknolojinin transferi, işbirliği ve kapasite geliştirilmesi
Bölüm 35: Sürdürülebilir gelişme için bilim
Bölüm 36: Öğretimin, kamu duyarlılığının ve eğitimin özendirilmesi
Bölüm 37: Kapasite geliştirmeye yönelik ulusal mekanizmalar ve uluslararası işbirliği
Bölüm 38: Uluslararası kurumsal düzenlemeler
Bölüm 39: Uluslararası hukuki araçlar ve mekanizmalar
Bölüm 40: Karar alma sürecinde bilgi

Gündem 21 içerisinde, “sürdürülebilir kalkınma için küresel ortaklıklar oluşturulması” konusuna verilen önem ve öncelik doğrultusunda, Gündem 21’in 28. Bölümü, “Gündem 21’in desteklenmesinde yerel yönetimlerin girişimleri” başlığını taşımaktadır. Bu bölümle birlikte “Yerel Gündem 21” kavramı ortaya çıkmıştır. “Yerel Gündem 21”le, yerel yönetimlerin öncülüğünde, sivil toplum kuruluşlarının ve tüm diğer ilgililerin hep birlikte yerel sorunları saptayarak, kentler için “21. yüzyılın yerel gündemi”ni oluşturmaları hedeflenmiştir.

Her ülkedeki yerel yönetimlerden, kendi belde halklarıyla katılımcı bir süreci başlatmaları ve kendi kentleri için bir Yerel Gündem 21 oluşturmaları konusunda görüş birliği sağlamaları beklenmektedir. Yerel yönetimlere yönelik bir başka ana hedef olarak, her ülkedeki tüm yerel yönetimler, karar alma, planlama ve uygulama süreçlerine kadınların ve gençlerin etkin olarak katılımını sağlayacak programlar geliştirmeye ve uygulamaya davet edilmektedir. Böylelikle, Gündem 21, bir yandan doğrudan 24. bölümüyle kadınlara ve 25. bölümüyle gençliğe yönelirken, bir yandan da kadınlar ve gençler konusunda yerel yönetimler için özel bir görev alanı çizmektedir.

Türkiye’de Gündem 21

Yerel Gündem 21 Programı, başlangıç tarihi olan 1997 yılından bu yana, Uluslararası Yerel Yönetimler Birliği, Doğu Akdeniz ve Ortadoğu Bölge Teşkilatı (IULA – EMME) tarafından koordine edilmektedir. Aynı zamanda IULA – EMME bünyesinde idari görevi de bulunan Yerel Gündem 21 Programı Ulusal Koordinatörü, UNDP ve Yerel Gündem 21 ortağı yerel yönetimlerle yakın işbirliği içerisinde, Program’ın genel koordinasyonundan sorumludur.

Türkiye’de Yerel Gündem 21 uygulamaları, 1997 yılı sonunda, UNDP’nin desteğiyle IULA – EMME (Uluslararası Yerel Yönetimler Birliği, Doğu Akdeniz ve Ortadoğu Bölge Teşkilatı) koordinatörlüğünde yürütülen “Türkiye’de Yerel Gündem 21’lerin Teşviki ve Geliştirilmesi Projesi”yle başlamıştır. Proje 1999 yılında tamamlanmıştır.

Proje hakkında ayrıntılı bilgi için;
http://www.la21turkey.net/

Bu projenin başarılı bir şekilde tamamlanmasının ardından Bakanlar Kurulu’nun da kabul etmesiyle ikinci bir proje olan “Türkiye’de Yerel Gündem 21’lerin Uygulanması Projesi” ikinci aşama olarak 2000 yılının Ocak ayında hayata geçmiştir.

Uygulama projesi hakkında ayrıntılı bilgi için;
http://www.la21turkey.net/changepage.aspx? lg=2&pi=1

Uygulama projesi esnasında çeşitli alt projelerin başlatılması ve yeni katılımlarla proje ortağı olan yerel yönetimlerin sayısının 50’yi aşmasıyla Yerel Gündem 21 Uygulamaları proje çerçevesinden çıkarılarak, uzun dönemli bir programa dönüştürülmüştür.

Türkiye’de Yerel Gündem 21 Programı’nın üçüncü aşaması birbirini destekleyen bir dizi projeyi içermektedir.

Türkiye’de Yerel Gündem 21’in üçüncü aşaması için “Türkiye Yerel Gündem 21 Yönetişim Ağı Yoluyla Birleşmiş Milletlerin Binyıl Bildirgesi Hedefleri ve Joannesburg Uygulama Planının Yerelleştirilmesi” projesi ana projedir. Bu projeyle merkezi yönetimin ilgi ve desteğinin arttırılması ve tanıtım eksikliğinin giderilmesi öngörülmekte ve ilgili küresel hedeflerin yerelleştirilmesinde, dünya ölçeğinde örnek oluşturacak uygulamalar sergilenmesi hedeflenmektedir. Proje kapsamında ayrıca “Yerel Projeler Destek Programı” başlatılmıştır.

Proje hakkında ayrıntılı bilgi için;
http://www.la21turkey.net/changepage.aspx? lg=2&pi=44

Üçüncü aşamanın diğer projesi de Hollanda Hükümeti’nin MATRA (Toplumsal Dönüşüm) Programı tarafından desteklenen “Şeffaflık için Yerel Ortaklıklar ve İşbirliği Ağı Oluşturmada Gençlerin ve Kadınların Rolünün Güçlendirilmesi” projesidir. Projeyle, kadınların ve gençlerin yerel karar alma süreçlerine ve yerel yönetişimin tüm alanlarına katılımının artırılması hedeflenmiştir.

Proje hakkında ayrıntılı bilgi için; http://www.youthforhab.org.tr/tr/projeler/matra/matra.htm

Dördüncü aşama olarak nitelendirilen “Türkiye’de Yerel Gündem 21 Yönetişim Ağı Kanalıyla Birleşmiş Milletler Binyıl Kalkınma Hedefleri’nin Yerelleştirilmesi” projesiyle yerel düzeyde Birleşmiş Milletler Binyıl Kalkınma Hedefleri’ne en yüksek önceliğin verilmesinin teşvik edilmesi ve böylece merkezi yönetimin Birleşmiş Milletler Binyıl Kalkınma Hedefleri konusundaki taahhütlerinin yerelleştirilmesini amaçlamaktadır.

Proje hakkında ayrıntılı bilgi için;
http://www.la21turkey.net/changepage.aspx? lg=2&pi=46

Birleşmiş Milletler Binyıl Kalkınma Hedefleri hakkında ayrıntılı bilgi için;
http://www.undp.org.tr/Gozlem3.aspx? WebSayfaNo=248

UNDP – TTF (Demokratik Yönetişim Fonu) Programı’nın desteklediği “Türkiye’de Yerel Demokratik Yönetişimi Teşvik Amacıyla Sürdürülebilir İlişkiler Ağı Kurulması Projesi” kapsamında mevcut internet sitesi yenilenmiş ve ülke ölçeğinde “Yerel Gündem 21 Yönetişim Ağı” oluşturulmuştur.

Türkiye Yerel Gündem 21 Yönetişim Ağı Kanalı Değerlendirme Raporu’na ulaşmak için tıklayınız.

Yerel Gündem 21 Programı, Mart 2004 itibariyle aralarında Büyükşehir Belediyeleri’nin ve İl Özel İdareleri’nin de bulunduğu, farklı coğrafi bölgelere dağılmış 50’nin üzerinde yerel yönetimin ortaklığıyla sürmektedir.

Türkiye’de Yerel Gündem 21 Destekçileri

Yerel Gündem 21’in destekleyici ortakları olarak Tarihi Kentler Birliği, Akdeniz Belediyeler Birliği, Doğu Karadeniz Belediyeler Birliği, Ege Belediyeler Birliği, GAP Belediyeler Birliği ve Marmara ve Boğazları Belediyeler Birliği’yle birlikte, ICLEI (Uluslararası Yerel Çevre Girişimleri Konseyi) ve WALD (Dünya Yerel Yönetim ve Demokrasi Akademisi) Program’a çok yönlü katkılar sağlamaktadır. Bunun yanında gençlik çalışmalarının koordinasyonu, Habitat ve Gündem 21 Gençlik Derneği tarafından sürdürülmektedir.

Program ortağı kentlerdeki Yerel Gündem 21 süreçlerinin koordinasyonu, her kentte yerel ortaklar tarafından oluşturulan Yerel Gündem 21 Genel Sekreterliği tarafından gerçekleştirilmektedir. Yerel Gündem 21 Genel Sekreterlikleri ayrıca, programın koordinatör kuruluşlarıyla kentler arasındaki bağlantı noktalarıdır. Yerel Gündem 21 genel sekreterleri, programın bir bütün olarak yürütülmesinde ve elde edilen başarılarda kilit rol oynamayı sürdürmektedir.

Yerel Gündem 21 hakkında ayrıntılı bilgi için;
http://www.la21turkey.net/

Rio Konferansı Sonrası

1992 Rio Konferansı, ekonomik ilerlemede sunduğu bakış açılarıyla başarılı bulunmakta, dünya için yeni bir dönemin başlangıcı olarak gösterilmektedir. Konferanstan sonra, Gündem 21’in dünya çapında uygulanmasına tam destek sağlamak için Birleşmiş Milletler bünyesinde üç organ kuruldu:

  • BM Sürdürülebilir Kalkınma Komisyonu (Commision on Sustainable Development)
  • Kurumlararası Sürdürülebilir Kalkınma Komitesi (Inter – agency Commitee on Sustainable Development)
  • Üst Düzey Sürdürülebilir Kalkınma Danışma Kurulu (High – Level Advisory Board on Sustainable Development)

Bu komitelerin gerçekleştirdikleri düzenli toplantıların yanı sıra 1997’de konferans sonrası gelişmelerin değerlendirildiği Rio+5 Konferansı gerçekleştirildi. 1992 Rio Konferansı’ndan sonra olumlu gelişmelerin olmasına rağmen Rio +5’de bu gelişmeler yeterli bulunmadı. Bu zirvenin bildirgesi çevrenin artan tahribinin altını çizen bir belge oldu. Çölleşmeyle mücadele, biyolojik çeşitliliğin korunması ve daha birçok acil önlemin alınmasının gerekliliğinin altı çizildi.

Rio+5 Konferansı’ndan sonra 2002 yılında Johannesburg Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesi’yle son on yıldaki gelişmeler değerlendirilmiştir. Zirve, devamlı nüfus artışı karşısında yerkürenin kaynaklarını korumak ve aynı zamanda insanların hayat standartlarının iyileştirilmesi olarak özetlenebilecek sürdürülebilir kalkınma kavramını uygularken karşılaşılan zorluklara dikkat çekmeyi amaçlamıştır.

Gündem 21’i kabul eden ülkeler açısından, öncelikle şu sorulara yanıt aranmıştır:

  • Gündem 21’i imzalayan ülkeler bu eylem planını uygulamak için ne yaptılar?
  • Sürdürülebilir kalkınmayı yerleştirmeye yönelik çalışmalarda ne gibi engellerle karşılaşıldı ve deneyimlerden ne gibi dersler çıkarıldı?
  • Dünyada 1992 sonrasında ne gibi değişiklikler oldu?
  • Amaçlara yönelik stratejiler için ne gibi kısa ve uzun vadeli öneriler geliştirilebilir?
  • Söz konusu ülkeler, başta biyolojik çeşitliliğin korunması, iklim değişikliği ve çölleşme gibi konular olmak üzere, uluslararası çevre anlaşmalarıyla ilgili ne gibi çalışmalar yaptılar?

Johannesburg Dünya Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesi

2002 yılında Johannesburg kentinde gerçekleştirilen “Dünya Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesi”, 1992 yılında Rio’da gerçekleştirilen Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı’nda alınan kararların uygulanmasında ve hedeflere ulaşmada yaşanan zorluklara çözüm getirmek üzere tartışmalar yürütülmüştür. Johannesburg Zirvesi hazırlıkları, hükümetlerin ve diğer temel grupların sürdürülebilir kalkınmanın uygulama zorluklarına karşı güçlerini birleştirebilmelerini sağlamak amacıyla ulusal, alt – bölgesel ve bölgesel ölçekten küresele doğru yapılmıştır.

Johannesburg'da sürdürülebilir kalkınma önünde engel teşkil eden sorunlar tanımlanmış ve sürdürülebilir kalkınmanın temel öğeleri olan yoksulluğun giderilmesi, sağlık, eğitim, tarım, suya erişim ve çevrenin korunması gibi öncelikli konularda ileriye dönük hedeflerle çalışma takvimi belirlenmiştir. Ayrıca, insanlığın zengin ve fakir olarak derin bir uçurumla ayrılması ve gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasındaki farkın giderek büyümesinin küresel gönenç, güvenlik ve istikrar için tehdit oluşturduğu teyit edilmiş; çevresel sorunlar ele alınmış; küreselleşmenin ekonomik etkilerinin orantısız biçimde dağıldığı kabul edilmiş; bu küresel adaletsizliğin giderilmesi gereğinin altı çizilmiştir.

Johannesburg Zirvesi’nin en belirgin özelliği, toplumun tüm kesimlerinin gerek hazırlık sürecinde gerek zirve boyunca aktif katılımının sağlanması konusuna öncelik verilmesidir. Uluslararası konferanslara yalnız devlet ve hükümet düzeyinde katılım sağlandığında uygulanan politikaların sonuç vermediğinin gözlemlenmiş olmasından dolayı, geniş katılım Johannesburg zirvesinde öncelikli tutulmuştur. 20.000’den fazla katılımcı tarafından izlenen Johannesburg Dünya Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesi’nden iki tip sonuç çıkmıştır. Hükümetlerin taahhütlerde bulunacağı ve eylem planı olarak uygulamaya koyacağı konular birinci tip çıktılar olarak değerlendirilirken, tüm paydaşların içinde yer alacağı ortaklık girişimleri, ikinci tip çıktılar olarak tanımlanmıştır. İkinci tip çıktılar, sorumlulukların sadece hükümetlerce değil, tüm paydaşlar açısından sahiplenilmesi açısından çok büyük önem taşımaktadır.

Birinci tip çıktılar kapsamında, “Siyasi Bildirge” ve “Dünya Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesi Johannesburg Uygulama Planı” resmi belge olarak kabul edilmiştir. İkinci tip çıktılar kapsamındaysa, uluslararası kuruluşlar, sivil toplum kuruluşları, kamu kuruluşları ve özel sektörün dahil olduğu 200’den fazla ortaklık kurulmuştur.

Zirve sonucunda liderlerce kabul edilen gildirgedeyse, sürdürülebilir kalkınmaya tam bağlılık dile getirilmiş; bu konuda mutabık kalınan taahhütler sıralanmış ve ortak adımlar atma yolundaki kararlılık tekrarlanmıştır.

Uygulama Planı’nda yer alan bazı temel kararlar şu şekildedir:

  • Biyolojik çeşitlilikteki kayıplar 2010 yılına kadar azaltılacaktır.
  • Kimyasal ve zehirli atıkların olumsuz etkileri 2020 yılına kadar en aza indirilecektir.
  • Zarar gören balık bölgeleri 2015’e kadar – mümkün olduğunca - iyileştirilecektir, ayrıca denizleri korumak için 2012 yılına kadar bir network sistemi kurulacaktır.
  • Dünya Ticaret Örgütü’nün ticaret kuralları, açıkça “Çoktaraflı Çevre Anlaşmaları”nın yerine geçemeyecektir.
  • Kyoto Protokolü’nü onaylayan ülkeler, diğer ülkelere de onaylamaları çağrısında bulunmalıdır.
  • Ormanlar gibi doğal kaynakların kaybedilmesi süreci mümkün olduğunca kısa zamanda durdurulmalıdır.
  • Kullanılabilir temiz su ve sağlık koşullarına sahip olmayan sayısız insanın bu problemi 2015 yılında çözümlenmelidir.
  • Ekolojik olarak zararlı desteklemeler (kamu desteklemeleri ve teşvikler) kaldırılmalıdır.

Johannesburg Uygulama Planı’na ulaşmak için tıklayınız.

Johannesburg Türkiye Ulusal Raporu Hazırlık Süreci

Türkiye’de Rio+10’a yönelik ulusal hazırlık sürecinde eşgüdümü Çevre Bakanlığı üstlenmiştir. Bu süreçte yapılan çalışmalar ve alınan kararlar, zirve için oluşturulan bir koordinasyon grubu tarafından ortaklaşa yürütülmüştür. “ Grubu”nda Çevre ve Orman, Dışişleri ve İçişleri bakanlıkları, Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı ve BM Kalkınma Programı’yla (UNDP) Ulusal Çevre ve Kalkınma Programı (UÇKP) temsil edilmiş, teknik altyapı desteği de UÇKP tarafından sağlanmıştır. Ulusal öncelikler ve uluslararası gündem değerlendirilerek, Johannesburg Zirvesi’ne sunulacak olan Ulusal Rapor’un altı temadan oluşması kararlaştırılmıştır:

  • Biyolojik Çeşitliliğin Korunması ve Sürdürülebilir Kalkınma
  • İklim Değişikliği ve Sürdürülebilir Kalkınma
  • Yönetişim ve Sürdürülebilir Kalkınma
  • Yoksullukla Mücadele ve Sürdürülebilir Kalkınma
  • Sürdürülebilir Kalkınmada İş Dünyası ve Sanayi
  • Sürdürülebilir Kalkınmada Bilgi ve İletişim

Ulusal Rapor,aşağıda belirtilen kapsam çerçevesinde hazırlanmıştır:

  • Ulusal ve uluslararası mevzuat, politika ve programlar temelinde geçmişte yapılmış ve var olan çalışmaların saptanması ve değerlendirilmesi; varsa, çeşitli politikalar ve stratejiler arasındaki örtüşmelerin saptanması;
  • “En iyi uygulama” ve/ya da “en kötü deneyimler”le birlikte, var olan yasal ve kurumsal yapıyı da göz önüne alacak biçimde, 1992’den beri elde edilen başarı ve olumsuzlukların saptanması;
  • Son on yılın eğilimlerinin değerlendirilmesini de içerecek biçimde, ilgili tema sürdürülebilir kalkınma çözümlemesinin yapılması;
  • Ele alınan temayla ilgili öncelikli alanların ve finansman gereksiniminin belirlenmesi;
  • Sürdürülebilir kalkınma öncelikleri göz önünde bulundurularak, temalar çerçevesinde yürütülen programların geliştirilmesi için hangi alanlarda değişiklik yapılması gerektiğinin belirlenmesi, pratik yöntem ve araçları da içerecek biçimde, çerçeve politika önerilerinin sunulması.

Rio+10 hazırlık sürecinde, Johannesburg Zirvesi’nin önceliklerine uygun olarak, Türkiye’de kamu ve sivil kurum/kuruluşlarıyla toplumsal gruplar arasındaki diyalog ve işbirliğinin güçlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla ilk aşamada, Ulusal Rapor’da yer alması öngörülen altı temayla ilgili raporların hazırlanması sürecinin eşgüdümü için, sivil toplum kuruluşları (STK’lar) ve araştırma merkezleri arasından altı ayrı kuruluş belirlenmiştir:

  • Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı (TTGV) - İklim Değişikliği
  • Türk Deniz Araştırmaları Vakfı (TÜDAV) - Biyolojik Çeşitliliğin Korunması
  • Uluslararası Yerel Yönetimler Birliği - Doğu Akdeniz ve Ortadoğu Bölge Teşkilatı (IULA-EMME) – Yönetişim
  • Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı (TESEV) - Yoksullukla Mücadele
  • Çevre Koruma ve Ambalaj Atıkları Değerlendirme Vakfı - İş Dünyası ve Sanayi
  • TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi - Bilgi ve İletişim

Ulusal Raporhazırlıklarında en çok üzerinde durulan nokta, raporun farklı paydaşların katkısıyla ve en geniş katılımla oluşturulmasıdır. Bunun için hazırlık süreci boyunca kamu kurumlarıyla yerel yönetimleri ve sivil toplum kuruluşlarını bilgilendirmek amacıyla toplantılar düzenlenmiş, koordinatör kuruluşlarca hazırlanan raporlar çalıştaylarda tartışılmış, ayrıca internet üzerinde görüş ve katkılara açılmıştır. Bunlara ek olarak, bir yazışma grubu oluşturulmuş ve daha çok sayıda kişi ve kuruluşu bu sürece katmaya çalışılmıştır.

Rapor üç aşamada hazırlanmıştır. Öncelikle, her koordinatör kuruluş, konuyla ilgili kişi, kurum ve kuruluşlarla yapılan görüşmeler doğrultusunda bir tartışma belgesi hazırlamıştır. Daha sonra her koordinatör kuruluşun hazırladığı belge, her tema için ayrı ayrı düzenlenen çalıştaylarda tartışılmış, katılımcı bir süreç içerisinde her temanın “Taslak Rapor”u oluşturulmuştur. Katılımcılara iletilen bu raporlar, Çevre ve Orman Bakanlığı’nın ve koordinatör kuruluşların internet sitelerinde de yayımlanarak, gelen yorumlar ve görüşler ışığında olgunlaştırılmıştır. Bu aşamada her koordinatör kuruluşun hazırladığı yeni Taslak Rapor, Mayıs ayında her tema için ayrı ayrı düzenlenen ikinci çalıştaylarda tartışmaya açılmış, ayrıca Internet üzerinde de yayımlanmıştır. Katılımcıların görüş, öneri ve katkıları alındıktan sonra son biçimini alan altı rapor ve Ulusal Rapor’da yer alacak özetleri yine Çevre Bakanlığı’nın ve koordinatör kuruluşların internet sitelerinde yayımlanmıştır. Altı temayla ilgili raporların bir sentezini oluşturan Ulusal Rapor, Temmuz ayında düzenlenen geniş katılımlı bir toplantıyla son biçimini alacaktır.

Ulusal Rapor’a ek olarak, altı temayla ilgili, Türkiye’de son 10 yıl içerisinde ortaya çıkan “en iyi uygulamalar” da Johannesburg Zirvesi’nde tanıtılacaktır. Bunun için hazırlanan kılavuz yaygın bir biçimde dağıtılmış, aday gösterme ve seçim süreçlerinde koordinatör kuruluşlarla çalıştaylara katılanlar etkin bir rol oynamışlardır.

Zirvelerden sonra Türkiye’de neler oldu?

Türkiye, hem ulusal hem de uluslararası düzeyde çevre bilincinin geliştirilmesine önem vermektedir. Bu çerçevede, Rio Konferansı'nda imzaya açılan iki önemli sözleşmeden biri olan Birleşmiş Milletler Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi Rio Konferansı sırasında imzalanmış ve daha sonra yürürlüğe konmuştur. Ülkemize getirdiği ağır yükümlülüklere karşın sürece katkıda bulunmak anlayışıyla Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesine katılım sağlanması için gerekli işlemlere başlanmış, 2001 yılında Türkiye'nin özel koşullarının tanınmasıyla ulusal mevzuat çalışmaları hızlandırılmıştır. Bu süre boyunca Türkiye, uygulamaları dikkatle izlemiş ve sözleşmenin koşullarına uyum göstermek için uluslararası finans kuruluşlarının da desteğiyle çalışmalarını sürdürmüştür.

Türkiye'de ilgili kuruluşların katılımıyla Gündem 21'in uygulanması amacıyla bir dizi toplantı düzenlenmiş, böylece Türkiye'nin çevre gündemi oluşturulmuş, Rio Kararları Beş Yıllık Kalkınma Planlarına yansıtılmıştır. İlk olarak 6. Beş Yıllık Kalkınma Planı’nda “Sürdürülebilir Kalkınma” kavramı yer bulmuş ve gelecek nesillerin ihtiyaçlarından bahsedilmiştir (1990 – 1994). 7. Beş Yıllık Kalkınma Planı’nda sürdürülebilir kalkınma temel strateji olmuştur (1996 - 2000). 8. Beş Yıllık Kalkınma Planı’nda ekonomik ve sosyal dönüşümün çevrenin korunmasını da içine alacağı belirtilmiş, çevrenin korunması rekabet edebilirlikle birleştirilmiş, kurumsal sürdürülebilirlik doğrultusunda “Stratejik Planlama ve Performans Esaslı Bütçeleme” uygulamaya konmuştur (2001 - 2005). Esas olarak 9. Beş Yıllık Kalkınma Planı’nda sürdürülebilir kalkınma ve hedefleri işlenmeye başlanmış ve vizyon olarak “İstikrar içinde büyüyen, gelirini daha adil paylaşan, küresel ölçekte rekabet gücüne sahip, bilgi toplumuna dönüşen ve AB’ye üyelik için uyum sürecini tamamlamış bir Türkiye.” öngörülmüştür.

Bunlara ek olarak, sivil toplum kuruluşları başta olmak üzere, ilgili tüm kuruluşların katkısıyla hazırlanan Ulusal Çevre Eylem Planı kabul edilmiş, bu çerçevede yaşam kalitesinin iyileştirilmesi, çevre bilinç ve duyarlılığının geliştirilmesi ve sürdürülebilir nitelikte bir ekonomik, toplumsal ve kültürel gelişmenin sağlanmasına yönelik çalışmalar başlatılmıştır.

Ulusal Çevre Eylem Planı’na (UÇEP) ulaşmak için tıklayınız.

Türkiye, Rio sonrası olduğu gibi, Johannesburg'da alınan kararlarla da uyumlu politikalar üretecek ve küresel çevrenin korunmasına, gelecek kuşaklara yoksulluğun olmadığı, sağlıklı ve güvenli bir yaşam ortamı yaratılmasına ve tüm halkların gönenç ve eğitim düzeyinin yükseltilmesine yönelik çabalarını devam ettirecektir.

Kaynaklar;

Yerel Gündem 21
http://www.la21turkey.net

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı
http://www.undp.org.tr

Nilüfer Yerel Gündem 21
http://www.niluferyg21.org.tr/

T.C. Mahalli İdareler Genel Müdürlüğü
http://www.mahalli-idareler.gov.tr

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği
http://www.tobb.org.tr

T.C. Başbakanlık Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü
http://www.byegm.gov.tr/

T.C. Çevre ve Orman Bakanlığı
http://www.cevreorman.gov.tr

Sürdürülebilir Kalkınma (özet)

İnsanların yaşam alanı seçimlerinde doğal kaynaklar önemli bir rol oynar. Örneğin, geçmiş zamanlarda birçok uygarlık su kaynaklarının yakınlarına kurulmuştur. Gnümüzde, değişen dünya koşullarına ve teknolojinin gelişmesine bağlı olarak yerleşim alanları doğal kaynakların yakınlarına kurulmuş olmasa bile insanlar bu kaynaklara evlerinden kolaylıkla ulaşabilmektedirler.

18. yüzyılın başlarında ve 19. yüzyıldan sonra sanayi devrimiyle beraber, doğal kaynaklar geri dönüşü mümkün olmayan bir şekilde tüketilmeye başlandı. 1970’li yıllardan sonra, “sürdürülebilir kalkınma” kavramından bahsedilmeye başlanmıştır.

Sürdürülebilir kalkınma, doğal kaynakların gelecek nesillere de kalacak şekilde kullanılmasını önerir. Sürdürülebilir kalkınma yalnızca doğal kaynakların durumunu değil bu kaynakların insanlarla ilişkilerini ve insanların belli alanlarda var olmalarını nasıl etkilediğini de gözetmelidir.

Sürdürülebilir kalkınma yaklaşımı sosyal, ekonomik ve çevresel boyutlar içermektedir. Sürdürülebilir kalkınma temel olarak;

    • Ekonomik açıdan dünya piyasalarıyla rekabet edebilen, insanların temel ihtiyaçlarının uygun şekilde karşılandığı, refah düzeyini yükseltici,
    • Toplumsal açıdan hakkaniyetçi, eşitlikçi; dezavantajlı grupları kapsayıcı ve yaşam kalitesini yükseltici,
    • Çevre ve doğal sistemler açısından önleyici, koruyucu, iyileştirici ve destekleyici olacak şekilde birbirini bütünleyici özelliktedir. Doğal kaynakların kullanımının farklı kuşakların kendi içinde ve kuşaklar arasında dengeli olarak planlanması ve yönetilmesi sürecidir.

Çevre Eğitimi ve Sürdürülebilir Kalkınma İçin Eğitim

Çevre eğitimi kavramı, 1970’li yıllarda ulusal ve yerel düzeylerde tartışılmaya başlandı. 1972 yılında Stockholm’de düzenlenen “Birleşmiş Milletler İnsan Çevresi Konferansı”nda bu kavram küresel bir boyut kazanmaya başladı. Stockholm Konferansı’nın önerileri doğrultusunda 1975 yılında UNESCO Çevre Dairesi UNESCO üyesi 136 ülkede, "Çevre Eğitimi İçin Kaynakların Değerlendirilmesi: Üye Devletlerin Gereksinimleri ve Öncelikleri" başlıklı bir anket çalışması gerçekleştirdi.

Bu çalışmanın amacı, küresel ve yerel düzeyde gerçekleştirilecek bir eğitim hamlesiyle ilgili zorlukları göz önüne alarak çevre eğitiminde rol oynayan uzmanlara ve yetkililere, ileride atılacak adımların temellerini oluşturacak bilgilerin sağlanmasıydı. Çalışmanın sonunda var olan çevre eğitimi uygulamalarının hem nicelik hem de nitelik olarak ne kadar yetersiz olduğu ortaya çıktı.

1975 yılında çevre eğitimi alanındaki eksikleri gidermek amacıyla, UNESCO ve Birleşmiş Milletler Çevre Programı’nın (UNEP) işbirliğiyle Uluslararası Çevre Eğitim Programı (IEEP) doğdu. Bu program çerçevesinde düzenlenen bölgesel konferans ve seminerlerin ardından 1977 yılında UNESCO – UNEP işbirliğiyle dünyanın ilk Hükümetler Arası Çevre Eğitimi Konferansı, Tiflis’te çeşitli ülkelerden bakanların katılımıyla toplandı. Tiflis’te bakanlar seviyesinde toplandı. Tiflis Konferansı’nın bildirgesi ve önerileri, çevre eğitiminin eğitimdeki yerini alması açısından bir dönüm noktası oldu. Bu belgelerde çevre eğitiminin ulusal ve uluslararası düzeylerdeki geniş çerçevesiyle birlikte niteliği, amaçları ve öğretim esasları da belirtilmektedir. 1987 yılında UNESCO ve UNEP işbirliğiyle Moskova'da gerçekleştirilen Uluslararası Çevre Eğitimi ve Yetiştirme Kongresi'nde üzerinde durulan konuların başında, 1990'larda yürütülecek çevre eğitimi çalışmaları için Tiflis Bildirgesi çerçevesinde uluslararası bir stratejinin oluşturulması gelmekteydi.

1992 yılında Rio de Janerio'da düzenlenen Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı'nda IEEP, eğitime sürdürülebilir kalkınma boyutunu getirmekle görevlendirildi. Sürdürülebilir kalkınma "insanlığın şimdiki ve gelecekteki ihtiyaçlarını karşılama potansiyelini arttırmak için kaynakların kullanılmasında, yatırımların niteliğinde ve teknolojik gelişmenin yönlendirilmesindeki değişim süreci" olarak tanımlanmış; ancak sürdürülebilir kalkınmayla gelecek kuşakların ihtiyaçlarına cevap verecek kaynaklar tehlikeye atılmadan bugünkü kuşakların ihtiyaçlarına cevap verilebileceği belirtilmiştir. 1997 yılında, Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Komisyonu’nun hazırladığı çalışma programının uygulanmasına katkıda bulunmak amacıyla Selanik'te, “Uluslararası Çevre ve Toplum Konferansı: Sürdürülebilirlik İçin Eğitim ve Toplum Bilinci” başlıklı bir konferans düzenlendi. Bu konferansın sonuç bildirgesinin eğitimle ilgili maddeleri arasında Tiflis Bildirgesi’nin hâlâ tümüyle geçerli olduğu belirtilmiş ve sürdürülebilir kalkınma konusunda eğitimde yapılması gereken düzenlemeler için esaslar oluşturulmuştur.

Tiflis Bildirgesi ve çevre eğitiminin gelişimi hakkında daha fazla bilgi için:
UNESCO – UNEP Himayesinde Çevre Eğitiminin Gelişimi ve Türkiye’de Ortaöğretim’de Çevre Eğitimi / Sevil Ünal – Ebru Dımışkı

Sürdürülebilir kalkınma için eğitim nedir? Temelleri nelerdir?


a) Sürdürülebilir kalkınma için eğitim nedir?

Sürdürülebilir kalkınma için eğitim ilk olarak, 1992 yılında Rio Konferansı’nın ardından Gündem 21 dökümanının 36. bölümünde ele alındı.

Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Konseyi (UNECE) “Sürdürülebilir Kalkınma için Eğitim Stratejisi Vizyonu” adlı dökümanında sürdürülebilir kalkınma için eğitimi şu şekilde tanımlanmaktadır: “Sürdürülebilir kalkınma için eğitim, bireylerin, grupların, toplulukların, kurumların ve ülkelerin, sürdürülebilir kalkınma lehine değerlendirmeler ve tercihler yapma kapasitelerini geliştirir ve güçlendirir. Bireylerin bakış açısını değiştirerek dünyamızın daha güvenli, daha sağlıklı ve müreffeh hale gelmesini sağlar ve insanların yaşam kalitesini artırır. Sürdürülebilir kalkınma için eğitim, yeni vizyon ve kavramların keşfedilmesi ve yeni yöntem ve araçların geliştirilmesi için gerekli olan eleştirel düşünce, daha fazla farkındalık ve daha fazla yetkilendirilme gibi olanaklar sağlayabilir.”

Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Konseyi (UNECE) “Sürdürülebilir Kalkınma için Eğitim Stratejisi Vizyonu” dökümanına ulaşmak için tıklayınız.

Gündem 21’in 36. bölümünde sürdürülebilir kalkınma için eğitim aşağıdaki şekilde gündeme gelmiştir;

Bölüm 36: Öğretimin, Kamu Duyarlılığının ve Eğitimin Özendirilmesi
Genel kapsamlı önerilere yer verilen bu bölümde, aşağıdaki program alanları ele alınmaktadır:

a) Öğretime, sürdürülebilir gelişme doğrultusunda yeniden yön verilmesi. Bu kapsamda, öğretimin, sürdürülebilir gelişme, çevre ve gelişme – kalkınma konularındaki insan gücü kapasitesinin geliştirilmesi açısından yaşamsal önemi ve işlevi üzerinde durulmaktadır.

b) Kamu duyarlılığının arttırılması: Bu kapsamda, sürdürülebilir gelişmeyle uyumlu davranışları, değer yargılarını ve eylemleri güçlendirecek küresel eğitimin önemli bir boyutu olarak, genel kamu duyarlılığının arttırılması hedeflenmektedir.

c) Eğitimin özendirilmesi: Bu kapsamda, eğitimin gerekli bilgi ve beceri eksikliğinin doldurulmasındaki işlevi ve çevre ve gelişme konulardaki bilinçlenme düzeyinin arttırılmasındaki önemi üzerinde durulmaktadır.

Gündem 21’in 36. bölümünde sürdürülebilir kalkınma için eğitimle ilgili önceliklerden bahsedilmiştir;

    » Birinci öncelik: Temel eğitimin geliştirilmesi ve var olan eğitim sisteminin yeniden düzenlenmesi
    » İkinci öncelik: Toplumun duyarlılığının artırılması
    » Üçüncü öncelik: Eğitimin özendirilmesi

Birinci öncelik: Temel eğitimin geliştirilmesi ve var olan eğitim sisteminin yeniden düzenlenmesi
Günümüzde geleneksel eğitim sistemleriyle ve sürdürülebilir kalkınmaya yönelik eğitim arasında farklılıklar bulunmaktadır. Geleneksel eğitim sistemleri belli başlı konularda bilgi ve beceri edindirmeyi hedeflerken sürdürülebilir kalkınma için eğitim aşağıdaki bilgi ve becerileri de edindirmenin gerekliliğinden bahsetmektedir. Buna bağlı olarak sürdürülebilir kalkınma için tanımlanmış olan eğitim sistemi;

» Toplumlara özgü ve toplumlar arası değerleri paylaşan ve öğreten bir sistem olmalıdır.
» İçeriği toplumla bağlantılı olmalıdır.
» Değerleri ulusal ve uluslararası düzeyde kabul edilmiş olmalıdır.
» Hayatta kalabilme becerileri üzerinde durmalıdır.

“Eğitimin yeniden düzenlenmesi” tanımı, eğitimin her aşamasındaki eğitimci ve yöneticilerin sürdürülebilir kalkınmaya yönelik eğitim için gerekli olan değişikliklerin anlayabilmesi açısından oldukça önemli bir kavramdır. Temel eğitim sisteminin yeniden düzenlenmesi esnasında sürdürülebilir kalkınmanın dayandığı çevresel, ekonomik, kültürel ve sosyal değerlerin tümü eğitim programına dahil edilmelidir.

Temel eğitimin süresi ve içeriği dünyanın birçok ülkesinde farklılıklar göstermektedir. Bazı ülkelerde temel eğitimin süresi 12 yılken bazılarında 8 yıldır. Birçok ülkede temel eğitim, öğrencilerin okuma-yazmayı ve sayı saymayı öğrenmesine öncelik verir. Bunun yanı sıra öğrencilerin toplumun beklediği belli davranışları öğrenmelerini ve bazı toplumsal alışkanlıkları kazanmalarını hedefler. (Örneğin, yaşlılara saygılı davranma, yerlere çöp atmama vb).

Artan okur–yazarlık oranları, ülkeleri sürdürülebilir birer toplum olmalarına yetmemektedir. Sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmak isteyen toplumlar, öncelikle ulusal ve yerel düzeydeki eğitim hedeflerini ve bu hedeflere ulaşmak için yapılması gerekenleri tanımlamalıdırlar.

Sürdürülebilir kalkınma için eğitimin prensipleri, öğrencilerin bilgileri analiz etme, yorumlayabilme, sorunları tanımlayabilme ve çözüm üretebilme gibi becerilere sahip olmasını hedeflemektedir. Sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşmayı amaçlayan ülkeler, temel eğitim sistemlerini öğrencilere bu becerileri kazandırabilecek şekilde yapılandırmalıdır.

Sürdürülebilir kalkınma için eğitim, hem öğretme ve öğrenme süreçlerini hem de öğrencilerin temel eğitimle kazanacakları bilgi ve becerileri değiştirmeyi hedeflemektedir. Sürdürülebilir kalkınma için eğitim çerçevesinde yeniden düzenlenmiş bir temel eğitim sistemi öğrencilere sürdürülebilir bir toplum bilinci kazanmaları için rehberlik etmelidir.

Sürdürebilirlik hedeflerine ulaşmak amacıyla ilk ve orta eğitimin yeniden düzenlenmesi ihtiyacı uluslararası boyutta önem kazanmış durumdadır. Bunun yanı sıra geleceğin yöneticilerini ve karar vericilerini yetiştiren üniversitelerin eğitim sistemi de sürdürülebilir toplum bilincine sahip gençleri yetiştirebilmek için yeniden düzenlenmelidir.

İkinci öncelik: Toplumsal anlayış ve farkındalık
Sürdürülebilirliğe ihtiyaç duyan bir toplumun sürdürülebilirlik hedeflerinin farkında olması, bilgi ve beceriler bakımından sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmasını kolaylaştırır. Sürdürülebilir bir dünya için yönetimde demokratikleşme ve vatandaşların bilinçli bir şekilde devlet yönetimine katılmaları gerekir. Bilinçli bir toplum, devletin sürdürülebilir kalkınma hedeflerine daha kolay ve çabuk ulaşmasını destekleyecektir.

Üçüncü öncelik: Eğitimin özendirilmesi
Eğitim ve öğretim kavramları da Gündem 21’in 36. bölümünde vurgulanmıştır. Tüm dünyada, yeterli bilgiye ve çevresel farkındalığa sahip vatandaşlara ve toplumlara, sürdürülebilirlik planlarını uygulamaları konusunda rehberlik yapabilecek iş gücüne ihtiyaç duyulmaktadır.

Toplumda eğitimin çeşitli programlarla özendirilmesi (mesleki eğitimler, hizmet içi eğitimler vb.) yetişkin bireylerin de çevresel, kültürel, ekonomik ve sosyal konularda bilgilenmelerini ve bilinçlenmelerini sağlayacaktır.

Bunun yanında eğitim insanlara bilgi, beceri ve bakış açısı sağlayan bir sosyal aktarım işlemidir. Eğitimle kazanılan bilgilerin ve bakış açılarının uygulamaya geçmesinin sağlanması (davranış değişikliği) sürdürülebilir kalkınma için eğitimin temellerindendir.

b) Sürdürülebilir kalkınma için eğitimin temelleri nelerdir?
Daha önce de belirtildiği üzere sürdürülebilir kalkınma ekonomik, toplumsal ve çevresel açıdan incelenen üç boyutlu bir yaklaşımdır. Sürdürülebilir kalkınma sürecinde eğitim, sürdürülebilirlik için bir merkez teşkil etmektedir. Bu bağlamda eğitim ve sürdürülebilirlik birbirleriyle kaçınılmaz bir biçimde bağlıdırlar.

Sürdürülebilir kalkınma için eğitim, kültürel yaşamla beraber düşünülmelidir. Sürdürülebilir kalkınma için eğitimi de içeren sürdürülebilir kalkınma programları; yerel çevre, ekonomik ve sosyal koşullar göz önünde bulundurduğu takdirde amacına ulaşabilir. Bu nedenle, sürdürülebilir kalkınma için eğitim dünyanın farklı yerlerinde farklı şekillerde uygulanmalıdır.

Sürdürülebilir kalkınma için eğitim çevre, ekonomi ve toplum temelli bilgiye dayanmaktadır. Sürdürülebilir kalkınma için eğitim, insanların sürdürülebilir bir şekilde yaşamak için çaba göstermelerie, demokratik topluma katılımın artmasına ve sürdürülebilir davranışların desteklenmesi için gereken bilgi, beceri ve toplumsal değerlerin geliştirilmesine ve bunlar için rehber olunmasına işaret etmektedir.

Sürdürülebilir kalkınma için eğitim yerel ve küresel düzeylerdeki çalışmaları desteklemektedir. Bu nedenle, sürdürülebilir kalkınmaya yönelik olarak hazırlanmış eğitim programları, “beş temelli yaklaşımı” (bilgi, beceri, bakış açısı, değerler ve sorunlar) içermelidir. Bir eğitim programının sadece belirli kısımlarının yeniden düzenlenmesi sürdürülebilir kalkınma için eğitimin hedeflerine ulaşılmasını sağlayamaz. Sürdürülebilir kalkınma için eğitimin temellerinin oturtulabilmesi için bu beş temeli içeren bütüncül bir eğitim programı hazırlanmalıdır.

Beş temeli içeren eğitim programı sürdürülebilir kalkınmanın çevre, ekonomi ve toplum bileşenleriyle de ilişkilendirilmelidir.

Bu beş temel ve üç bileşen arasındaki bağlantının nasıl kurulabileceğini, günümüzde hem yerel hem de küresel düzeyde önemli bir sorun olan tatlı su konusu çerçevesinde aşağıdaki tablodan inceleyebiliriz:

Çevre Ekonomi Toplum
Bilgi Su döngüsü Sağlamak ve gereksinim duymak Çatışma
Sorun Tatlı suyun yönetimi ve korunması, zararlı atıkların yönetilmesi Güçler savaşı Tüketim alışkanlıklarının değişmesi
Beceri Yönetime sahip olma, verileri analiz etme Sistemin tüm parçalarının maliyetlerini analiz edebilme Değerler hakkında eleştirel düşünebilmek
Bakış açısı Çağdaş bir şekilde küresel sorunlarla bağlantıları kurmak Yerel ve ulusal sınırların ötesine bakmak Evrensel etik
Değerler Zarar görmemiş alanların ekolojik değeri Sürdürülebilir geçimin değeri Ekonomik değer, dinsel değer ve toplumsal rekabet değeri

Sürdürülebilir kalkınma için eğitim sisteminde öğrenciler su döngüsü konusunu birçok farklı açıdan incelemektedirler.

Bu bağlamda bilgi olarak öğrencilere su konusuyla ilgili olarak;

  • Çevresel açıdan, su döngüsünün içeriği,
  • Ekonomik açıdan, tüm toplumların suya gereksinim duyduğunu,
  • Toplumsal açıdan, su kaynakları nedeniyle toplumlar arasında çatışmaların yaşanabildiği bilgileri verilmektedir.

Su döngüsü konusunda öğrencilere;

  • Çevresel açıdan, tatlı su kaynaklarının yönetiminin ve korunmasının, tatlı sulara zarar veren atıkların yönetiminin,
  • Ekonomik açıdan, su nedeniyle çıkan güç savaşlarının,
  • Toplumsal açıdan, su kaynaklarının azalmasına yol açan tüketim alışkanlıklarının birer sorun olduğundan söz edilir.

Su döngüsü konusunda öğrencilere;

  • Çevresel açıdan, su kaynaklarıyla ilgili sorunlar hakkındaki verileri anlamlı hale getirebilme ve analiz edebilme,
  • Ekonomik açıdan, suyun bir ülke veya kişiler için önemine ekonomik açıdan bakabilme,
  • Toplumsal açıdan, su tüketimi ve kullanımıyla ilgili toplumsal değerler hakkında eleştirel düşünebilme becerileri kazandırılmaya çalışılınır.

Su döngüsü konusunda öğrencilere;

  • Çevresel açıdan, suyun küresel anlamdaki önemi hakkında,
  • Ekonomik açıdan, suyun küresel ekonomi açısından önemi hakkında,
  • Toplumsal açıdan, evrensel anlamda insan olmanın getirdiği su kullanımı alışkanlıkları hakkında bakış açısı kazandırılmaya çalışılınır.

Su döngüsü hakkında öğrencilere;

  • Çevresel açıdan, zarar görmemiş alanların ekolojik değeri hakkında,
  • Ekonomik anlamda, sürdürülebilir geçimin ve doğal kaynakların sürdürülebilir bir şekilde kullanımının önemi hakkında,
  • Toplumsal anlamda, su kaynaklarının sürdürülebilir kullanımının toplumsal değerlerle bağlantıları hakkında değer yargıları paylaşılır.

Sürdürülebilir kalkınma için eğitimin temelinde, öğrencilerin herhangi bir dersin bir konusunu birçok konu ve ilişkiyle birlikte kendi kendilerine öğrenmeleri bunu bir yaşam tarzı haline getirmeleri felsefesi vardır.

Yeşil Kutu ve sürdürülebilir kalkınma için eğitim

Yeşil Kutu, çevrenin korunması ve sürdürülebilir kalkınmayla ilgili belirli konulara odaklanmış bir eğitim setidir. Yeşil Kutu; ders planları ve bilgi içeren çalışma notlarının yer aldığı bir öğretmen el kitabı, animasyonların ve kısa filmlerin yer aldığı bir DVD, çevre konularında kapsamlı bilgilerin yer aldığı etkileşimli bir CD ve ikilem oyunlarından oluşmaktadır.

Yeşil Kutu, çevreyle ilgili belirli alanlarda bilgi birikimi yaratmanın ötesinde, öğrencilere yeni değerler kazandırılması ve okulda, evde, toplumda yeni bir davranış modeli oluşturulması üzerinde durmaktadır. Bu bağlamda, öğrenciler her şeyden önce çeşitli etkinliklerin gerçekleştirilmesi, tartışma, rol oynama ve karar alma konularında öğretmenlerle ortaktır.

Bu özellikleriyle Yeşil Kutu, sürdürülebilir kalkınmaya yönelik eğitim prensiplerinin beş temel öğesine ve sürdürülebilir kalkınmanın üç temel bileşenine odaklanmaktadır.

Yeşil Kutu eğitim setindeki ders planları, DVD’de yer alan filmler ve CD’deki ek bilgilerle birlikte takip edilerek öğrencilerin konulara farklı bakış açılarıyla yaklaşmaları sağlanmıştır.

Yeşil Kutu’da Öğretmen El Kitabı merkezdedir. Ders planlarında DVD’deki filmlere ve CD’deki ek bilgilere yönlendirmeler yapılmakta ve konuların öğrencilere bilgi, beceri, sorunlar, bakış açısı ve değerler bakımından çeşitli malzemelerle irdelenerek aktarılması sağlanabilmektedir.

Yeşil Kutu beş ana başlıktan ve bu ana başlığın altında yer alan 22 ders planından oluşmaktadır. Bu başlıklar şu şekildedir;

  • Çevrenin Ögeleri: hava, su, toprak ve biyolojik çeşitlilik
  • Tehditler ve Baskılar: kentleşme, görünmeyen tehditler, atıklar, kimyasal maddeler
  • İnsan Etkinlikleri ve Etkileri: enerji, ulaşım, sanayi, tarım, ormancılık ve turizm
  • Küresel Sorunlar: iklim değişikliği, ozon tabakasındaki incelme, asit yağmurları, okyanuslar ve denizler
  • Değerler: tüketim, sağlık ve çevre, vatandaşlık hakları, gelecekteki dünyamız

Kaynaklar


UNESCO – UNEP Himayesinde Çevre Eğitiminin Gelişimi ve Türkiye’de Ortaöğretim’de Çevre Eğitimi / Sevil Ünal – Ebru Dımışkı

Education for Sustainable Development Tool Kit
www.esdtoolkit.org